Kiyoshi Kurosawa’nın uluslararası alanda büyük ses getiren bu çarpıcı başyapıtı, yönetmeni yükselen yeni dalga Japon korku sinemasının öncülerinden biri olarak konumlandırırken, türü de felsefi ve varoluşsal sorgulamaların keşfedilmemiş dehlizlerine taşır. Her biri farklı kişiler tarafından işlenen ancak tamamı aynı ürpertici izleri taşıyan, görünüşte nedensiz bir dizi sarsıcı cinayet, Dedektif Takabe’yi (Koji Yakusho) bu olayların ardındaki gizemli bağı çözmek üzere labirenti andıran bir soruşturmanın içine çeker. Dedektif, kötülüğün yeryüzündeki gölgesi olabilecek, hafızasını kaybetmiş gizemli bir yabancıyla (Masato Hagiwara) tekinsiz bir kedi fare oyununa tutuşur. Dingin ve hipnotik bir kasvetle bezeli Cure, psikolojik gerilimin doruk noktası olduğu kadar, insan zihninin en karanlık hücrelerine doğru çıkılan sanrısal bir yolculuktur.
Senaristler hakkında 10 harika film
Senaristler senaristler hakkında senaryo yazınca... Pedro Almodóvar'ın meta melodramı "Acı Noel" sinemalara gelirken, Sunset Blvd'den Adaptation'a kadar senaryo yazımını mercek altına alan filmlere göz atıyoruz.
11 ay Önce 1.318
En İyi 30 Psikolojik Gerilim Filmi
Psikolojik gerilim ile sıradan bir gerilim arasındaki fark nedir? Adından da anlaşılacağı gibi, bu ayrım temelde zihinle ilgilidir. En iyi örneklerde, karakterlerin ruhsal durumlarına özel bir önem verilir ve gerilimin kendisi, bu motivasyonların hikayenin akışını nasıl şekillendirdiğinden doğar. Bu, kulağa fazla entelektüel gelebilir ancak en büyük psikolojik gerilimler, izleyicinin tüylerini diken diken eden temel korkular, travmalar ve yanılsamalarla oynar. Özellikle sorunlu bir gencin de bir zamanlar dediği gibi, hepimiz zaman zaman biraz deliye döneriz. İşte bu, türü bu kadar tanıdık ve ürkütücü kılan şeydir.
1 yıl Önce 620
Ruhun Gözetlenmesi: Philippe Garrel Sineması
1957’de François Truffaut şöyle yazmıştı:
“Yarının sineması bana, bireysel ve otobiyografik bir romandan bile daha kişisel görünüyor; bir itiraf ya da günlük gibi. Genç sinemacılar kendilerini birinci tekil şahısla ifade edecek, başlarından geçenleri anlatacaklar: ilk aşklarının hikâyesi ya da en sonuncusu; politik uyanışları; bir yolculuk, bir hastalık, askerlik, evlilik ya da son tatil… ve bu keyifli olacak, çünkü gerçek olacak… Yarının sineması bir aşk eylemi olacak.” (1)
1 yıl Önce 602
Milliyetçilik: Sahne Arkasında ve Önünde
Bir süreliğine, Soğuk Savaş kutuplaşmalarının devlet destekli sanat tüketiminin son altın çağı olduğu düşünülmüştü. Ancak günümüzde Avrupa çapında yeniden yükselişe geçen milliyetçilik, propaganda söylemlerine beklenmedik bir geri dönüş yaşatıyor. Nitekim, şovenist hükümetler ve ürkütücü milliyetçi hareketler, sinemayı kendi davalarının önemli bir sözcüsü – ve eleştiri söz konusu olduğunda, ulusal onurlarına yönelik bir tehdit – olarak yeniden keşfetti. Sinema her zaman bir kültürel diplomasi meselesi de olsa, son dönemde uluslararası festivaller, eleştirmenler ve sinemaseverlerce neredeyse tamamen övülen iki filme yönelik millî öfke patlamaları yaşandı: Polonya yapımı Ida (2013) ve Rus yapımı Leviathan (2014). Bu filmler, kendi yapımcılarının ülkelerini "yeterince temsil etmemekle" suçlanarak, özellikle Batı'dan aldıkları övgüler nedeniyle vatan haini ilan edildi. Yurtdışındaki başarı, kültürel ihanet; eleştiri ise vatan hainliği sayılıyor.
1 yıl Önce 283
Kore sinemasının Tarantino’su; Chan Wook Park
Sinemayı, kültürü, güzel sanatları ve müziği seven, hikayelerini kendi yaşadığı hayattan ziyade diğer sanat eserlerinden elde ettiği hayal gücüyle yeniden kurgulayan Park Chan-wook, felsefi içerikleri kadar aşırı şiddet içeren hikayeleriyle tartışılan, kanlı ve vahşet dolu filmleri nedeniyle Kore sinemasının Tarantino'su olarak anılan bir yönetmen.