Köyden kente gelmiş iki çocuklu bir kadınla, aynı fabrikada çalışan bir işçinin öyküsü. Gelin, Düğün, Diyet üçlemesinin son filminde göç eden ailenin bir fabrika ve çevresindeki işçi-işveren ilişkilerini anlatmaktadır.
1920’lerden 10 Büyük Sovyet Filmi
Potemkin Zırhlısı'nın gösterime girişinin üzerinden bir asır sonra, Sergei Eisenstein'ın başyapıtı, Pet Shop Boys'un beğeni toplayan bestesi eşliğinde hem sinemalarda hem de dijital platformlarda yeniden seyirciyle buluşuyor. Bu yazıda, filmi sinema tarihinin en çalkantılı ve aynı zamanda en etkileyici dönemlerinden birinin bağlamında değerlendiriyoruz.
6 ay Önce 520
Milliyetçilik: Sahne Arkasında ve Önünde
Bir süreliğine, Soğuk Savaş kutuplaşmalarının devlet destekli sanat tüketiminin son altın çağı olduğu düşünülmüştü. Ancak günümüzde Avrupa çapında yeniden yükselişe geçen milliyetçilik, propaganda söylemlerine beklenmedik bir geri dönüş yaşatıyor. Nitekim, şovenist hükümetler ve ürkütücü milliyetçi hareketler, sinemayı kendi davalarının önemli bir sözcüsü – ve eleştiri söz konusu olduğunda, ulusal onurlarına yönelik bir tehdit – olarak yeniden keşfetti. Sinema her zaman bir kültürel diplomasi meselesi de olsa, son dönemde uluslararası festivaller, eleştirmenler ve sinemaseverlerce neredeyse tamamen övülen iki filme yönelik millî öfke patlamaları yaşandı: Polonya yapımı Ida (2013) ve Rus yapımı Leviathan (2014). Bu filmler, kendi yapımcılarının ülkelerini "yeterince temsil etmemekle" suçlanarak, özellikle Batı'dan aldıkları övgüler nedeniyle vatan haini ilan edildi. Yurtdışındaki başarı, kültürel ihanet; eleştiri ise vatan hainliği sayılıyor.
Çağdaş Bir Yönetmen: Claire Denis
Yaklaşık elli yıllık kariyerinde hayranlık uyandırıcı bir filmografi inşa eden yazar ve yönetmen Claire Denis hala devam ettirdiği kariyeri ve şahsına münhasır sinema diliyle çağdaş Fransız sinemasının yaşayan en önemli figürlerinden biri olmayı sürdürüyor.
2 yıl Önce 313
FRANSIZ YENİ DALGA SİNEMASININ ERİL ÜRETİM ORTAMINDA BİR KADIN YÖNETMEN: AGNES VARDA VE SİNEMASI
Tarih boyunca resim, heykel, müzik, edebiyat, sinema gibi sanat dallarının erkek
temsilcileri olduğu kadar kadın temsilcileri de mevcuttur. Ancak bu mevcudiyet, söz
konusu sanat dallarına ilişkin literatür çalışmalarında kadın sanatçıların da erkek sanatçılar
kadar yer alabildiği anlamına gelmemektedir. Kadın sanatçıların sanatlardaki görünmezlik
sorunsalı, bu sanat dallarında kadın temsilcilerin olmaması ile değil, kadın sanatçıların
literatür çalışmalarında görünmez kılınması ile doğru orantılıdır. Dolayısıyla kadın
sanatçıların hayatlarını yazmak; kadınların da sanatsal faaliyetlerde başarılı oldukları
gerçeğini belgelemek ve onları da “geleneksel olarak benimsenen tarihsel çerçeveye
yerleştirmek” açısından önem taşımaktadır (Berktay, 2012: 15). Kadın sanatçılar üzerine
yapılan özellikle monografik çalışmalar, kadın sanatçıların görünür kılınması bakımından
önem arz etmektedir. Bu çalışmalar, kadın sanatçıların sayısının yadsınamayacak kadar
fazla olduğunu, yalnızca literatürün dışında bırakılmak suretiyle görünmez kılındıkları
gerçeğini ifşa etmektedir.