Shin Sun

  1. Nugu-ui ttal-do Anin Hae-won
    Tüm Bilgiler
    Nugu-ui ttal-do Anin Hae-won Dram, Romantik 
    Türkçe Altyazı
    Hong Sang-soo'nun yönettiği Nugu-ui ttal-do Anin Hae-won (Nobody's Daughter Haewon) - Kimsenin Kızı, annesinin Kanada'ya yerleşmesi ve üniversitedeki evli profesörüyle yürümeyen gizli ilişkisi sebebiyle bocalayan Haewon'un öyküsünü konu ediniyor.
    • 2013
    • Güney Kore
    • IMDb 6.7
    • 524
    • 0
Shin Sun Haberleri Tümünü Gör
Fransız sineması, her yıl düzinelerce örnek üretmesine karşın, gerilim (thriller) türüyle çelişkili ve karmaşık bir ilişki içindedir.
  •   245
  •   0
Akira Kurosawa imzalı Raşomon (Rashomon), Japonya'daki vizyon tarihinden yaklaşık bir yıl sonra, 1951 yılında Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan Ödülü'ne layık görülmüştür. Bu başarıdan yedi ay sonra ise Akademi Ödülleri'nde onurlandırılarak En İyi Yabancı Dilde Film Oscar'ını kazanmıştır. Japonya'da film üretimi 1890'ların sonundan itibaren mevcut olsa da Japon sinemasının uluslararası arenada görünürlük kazanması ve kalıcı bir iz bırakması ancak 1950'lerdeki "Altın Çağ" dönemiyle mümkün olmuştur.
  •   318
  •   0
Lynch'in eserlerinden önce gelen beş 'Lynch'çi' film ve onun yüreği vahşi, üstü tuhaf dünyasıyla büyüleyici bağlar taşıyan ayrıca beş çağdaş filmi listeledik.
  •   223
  •   0
"Lanet Sineması"nı nasıl tanımlayabiliriz? Bu "tür"e giriş yapmanın bir yolu, onu John Orr'ın "Sanat ve Politika Olarak Sinema" kitabında "hayret sineması" olarak adlandırdığı şeyin daha karamsar bir versiyonu olarak görmektir. Orr'a göre bu kavram, genel olarak Orta ve Doğu Avrupa sinemasını ve özellikle de Tarkovsky, Paradjanov, Jancsó ve Angelopoulos'un eserlerini kapsar. Peki onların halefleri kimlerdir? Akla gelen isimler ve filmler şunlardır: Artur Aristakisyan'ın "Eller" (1993); Alexander Sokurov'un "Fısıldayan Sayfalar" (1996); Victor Kosakovsky'nin "19 Temmuz 1961 Çarşamba" (1997); Vitaly Kanevsky'nin "Kıpırdama, Öl ve Yeniden Diril!" (1989). Ve 60'lardan bir usta olan Kira Muratova'nın, 1989 yapımı "Astenik Sendrom"'u bir tür aşağılanmış yücelik olarak kalır. Ancak belki de daha önemli isimler, doğal dünyanın umut verici yönünü, ki bu yön sıklıkla toplumsal karamsarlığı da kapsar, reddeden Béla Tarr, Sharunas Bartas ve Fred Kelemen'dir. Orr, hayret sinemasını "nadir bir deneyimin estetiği" olarak görürken, lanet sinemasında doğayı çok daha ziyade baskıcı bir şekilde sıradan olarak görme eğilimindeyizdir; toplumsal baskıya karşı olmaktan ziyade, onunla olumsuz bir birlik içinde.
  •   488
  •   0