Kira Muratova’nın sinemasına ilk bakış

Kira Muratova’nın sinemasına ilk bakış

26 Eylül 2026

317 Okunma

Aleksandr Sokurov ve Andrzej Wajda gibi yönetmenlerin elinden tutup gün yüzüne çıkardığı, alıntılarla yücelttiği ve hürmet gösterdiği Muratova; ardındaki on altı film, bir Gümüş Ayı, üç Nika Ödülü ve kariyerine atfedilen sayısız takdirle sinema kariyerini taçlandırmıştır.. Oysa Perestroika öncesinde, Sovyet nomenklatürası tarafından adeta aforoz edilen, filmleri engellenen, makaslanan ve zaman zaman tamamen sansürlenen bu Rus-Rumen yönetmen için böyle bir manzara hayal bile edilemezdi.

Bu çetrefilli yolculuğun ardındaki asıl neden, muhtemelen onun sadece üslubunu değil, bizatihi varlığını bile bir kalıba sığdırmanın imkânsızlığında gizliydi. Romanya doğumlu, Rus eğitimiyle yetişmiş ve nihayetinde çok kültürlü Odessa’ya kök salmış olan Kira, daha çocukken bile ne tam oralıydı ne buralı. Aynı tarifsizlik onun sineması için de geçerliydi; ona “sürrealist” ya da “realist” etiketlerini yapıştırmak neredeyse imkânsızdı. Eserleri; Güney Rusya’nın gündelik jargonunu, tavırlarını ve jestlerini bünyesinde barındırıyor, ancak bunları yeniden harmanlayarak onlara tekinsiz, ritüelleşmiş ve tekrara dayalı bir hava katıyordu. İşte bu sınırlanamaz ve ele avuca sığmaz doğası, gerçekçi bir üsluba sahip, rejime sadık bir sinemanın “kalitesini” koruma derdindeki Sovyet sinema dağıtım sisteminden dışlanmasında başrolü oynamış olmalıydı.
Yönetmenin ilk filmleri incelendiğinde, Goskino Komitesi’nin sansür balyozunun onun sinemasına neden bu denli şiddetle indiğini anlamlandırmak —absürt görünmediği anlarda bile— neredeyse imkânsızdır. Genellikle “taşra melodramları” olarak anılan Kısa Buluşmalar (Brief Encounters) ve Uzun Veda (The Long Farewell) ile sinema dünyasına adım atan Muratova’nın bu iki eseri, o yılların rejimine en fazla sınırda bir eleştiri getiren, siyasi dozu yüksek sinema örnekleri arasında sayılamazdı. Birkaç yıl önce dönemin eşi Alexander Muratov ile çektiği iki tez filminin ardından, yönetmenliğini ve başrolünü tamamen Kira Muratova’nın üstlendiği ilk film olan Kısa Buluşmalar, köşeleri asla birleşmeyen kaçış çizgileri çizen bir aşk üçgenini fısıldar: Valentina İvanovna (Kira Muratova), kasabanın parti yönetiminde önemli bir koltuğu dolduran, zeki ve pratik bir kadındır; öte yandan, zamanının çoğunu gitar çalıp dünyevi felsefeler üreterek geçiren, işi gereği yoğun seyahatlerde bir görünüp bir kaybolan bohem jeolog kocası Maksim’in (o dönem SSCB müzik dünyasının yeraltı figürlerinden Vladimir Vısotski) yolunu gözlemektedir. Üçgenin üçüncü köşesinde ise, Maksim’e körkütük aşık olup onun izini süren, en sonunda Valentina’nın evini bulup orada hizmetçilik yapmaya başlayan taşralı, genç ve kaygısız Nadya (Nina Ruslanova) vardır.
Beklenebilecek dramatik kurgunun aksine, karakterlerin asıl yüzleşmesi hiçbir zaman gerçekleşmez; Maksim film boyunca adeta hayaletimsi bir gölge gibidir. Şimdiki zamanda asla boy göstermez; yalnızca onu özleyen iki kadının hafızalarında, hangisinin anısı hangisine ait, neyin gerçek neyin kurmaca olduğunu ayırt etmenin zaman zaman imkânsızlaştığı bir hatıra ağında yaşar. Her ne kadar içerik son derece alışılagelmiş bir hikâyeye işaret etse de, biçimsel yapı, durmaksızın araya giren geriye dönüşler (flashback) ve daha sonra Uzun Veda filminde radikalleşecek olan o kendine has kurgu tarzı, Kısa Buluşmalar’ı komitenin gözünde sınıflandırılması imkânsız, aykırı bir film haline getirmiştir. Tüm bunların üzerine, dönemin ideal kadın modeline kıyasla fazlasıyla hafifmeşrep ve umursamaz kaçan baş kadın karakterler ile rejimin taşra yönetimlerine yöneltilen o hafif eleştiriler de eklenince, filmin bahtı kapanmış ve eser ülkedeki yalnızca birkaç sinema kulübünün kuytusunda gösterilmeye mahkûm edilmiştir.
Çok daha belirsiz nedenlerle, daha da acı bir kader bir sonraki eseri bekliyordu: Uzun Veda (The Long Farewell). İçerik bakımından Kısa Buluşmalar’dan bile daha yalın olan bu film, montajı ve yapısıyla selefinden çok daha deneysel sulara yelken açıyordu. Kusursuz bir siyah-beyaz sinematografi ve kestirilemez kamera hareketleriyle çekilen Uzun Veda, Evgenia (Zinaida Sharko) ile Sasha (Oleg Vladimirsky) arasındaki gerilimli ve sancılı ilişkiye odaklanır. Başlangıçta bir büyüme ve olgunlaşma (coming-of-age) hikâyesi gibi kurulmuş olsa da, film odağını adım adım annenin bakış açısına; onun takıntılarına, kendine has tavırlarına ve o boş kalacak yuva korkusuna kaydırır. Muratova sinemasının belki de ilk gerçek “Muratovvari” karakterine can veren Zinaida Sharko —ki kendisi daha sonra yönetmenin başka filmlerinde de boy gösterecektir— jestleri, tekrarları, duygusal patlamaları, flörtöz halleri ve histerileriyle, adeta Sovyet sinemasının bir Gena Rowlands’ı olarak karşımıza çıktığı, çok yönlü ve alabildiğine insani bir portre çizer.
Ancak film, Sovyet entelijansiyası tarafından mutlak bir sansürle prangalandı. Bu karar, sinema eserini 1987 yılına kadar karanlığa gömmekle kalmadı; Muratova’nın yönetmenlik lisansını da elinden alarak onu uzun yıllar boyunca sadece senaryo yazmaya ve film stüdyosunun müzesini yönetmeye mahkûm etti.
Yine de, kendini mağduriyetin tesellisine bırakacak bir karakter olmaktan fersah fersah uzaktı Muratova. O, bu durağan ve pasif konumu kabullenmeyi her zaman reddetmiş, hatta etraflarını çileci bir hareyle çevreleyen Andrei Tarkovsky gibi yaratıcıları bile eleştirmekten geri durmamıştı. Rus-Rumen yönetmen pes etmeyi hiç düşünmedi; sansür komitesinin akılalmaz müdahalelerine ve budamalarına maruz kaldığı için ismini jenerikten sildirmek zorunda hissettiği 1983 yapımı Gri Taşlar Arasında (Among Grey Stones) filminde bile sinema yapmaya, üretmeye inatla devam etti.
Yönetmenin önündeki ufuk çizgisi, ancak Perestroika’nın o geçmişi temize çeken, dönüştürücü rüzgarlarıyla genişlemeye başlar; Muratova bu dönemde Kader Değişimi’ni (Change of Fortune, 1987) ve kendisine Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı getirecek olan, bugüne kadarki belki de en çok el üstünde tutulan başyapıtı Astenik Sendromu’nu (The Asthenic Syndrome, 1989) özgürlüğe kavuşturur. Astenik Sendromu, olay örgüsünün birbirine adeta teğet geçen bir dizi düzlük gibi yükselen skeçlerden örüldüğü yeni nesil bir sinema diline aittir. Ülkeyi daha sonra esir alacak olan neoliberalizm öncesi çöküşü pek çok noktada önceden sezen, Perestroika ruhunu en saf haliyle damıtmış bir filmdir bu. Kıyameti andıran bu tekinsiz atmosfer, karar alması gereken her kırılma anında derin bir uykuya dalan (bir tür narkolepsiye yakalanmış) ana karakterin şahsında en vurucu metaforunu bulur.Astenik Sendrom görsel 0
Kira Muratova sinemasının alametifarikası, eserlerinin ruhunu kuşatan o tuhaf ve büyüleyici iç dengede gizlidir. Tam da bu dengenin bir tezahürü olarak, o zifiri karanlık ve umutsuz Astenik Sendromu’nun ardından, 1992 yılında çok daha hafif bir tona sahip, adeta Şarlovari (Chaplinesque) bir havaya bürünen Duygusal Polis (The Sentimental Policeman) sökün eder. Bu patikayı takip ederek 1994’te, belki de en girift ama aynı zamanda en renkli filmlerinden biri olan Tutkular’ı (Passions) sunar. Muratova bu filmle, sonraki yıllarda sadece oyunculuğuyla değil, kaleme alacağı senaryolarla da en sadık yol arkadaşına dönüşecek olan Renata Litvinova’yı keşfedecektir.
Neredeyse çocuksu bir cenneti andıran bu renkli ton, onun sinemasında yeni bir patikanın müjdecisi gibi görünse de, Üç Hikâye (Three Stories, 1997) keskin bir rota değişikliğine işaret etti. Muratova bu kez yalnızca belirgin olay örgüleriyle bezeli hikâyeler inşa etmekle kalmıyor, aynı zamanda insandan nefret etme sınırına dayanan ama bu eşiği asla geçmeyen, acımasız ve buz gibi bir bakış açısı sunuyordu. Film, dramatik aksiyonu işlenen cinayetle eş zamanlı olarak nihayete eren üç farklı katilliği sahneye taşıyordu. Muratova sinemasının alametifarikası olan o ahlaki yargıyı askıya alma dürtüsü, burada çok daha berrak bir biçimde kendini gösteriyordu; zira üç hikâye de faillerin yakalanıp yargılanacağına dair en ufak bir imada dahi bulunmadan, cürmün işlendiği o meşum anda perdesini kapatıyordu. Senaryolarına şiddeti ve mafyayı giderek daha fazla dâhil eden bir Rus sineması ikliminde Üç Hikâye, dalgaların üzerindeki o hırçın köpüktü; şiddetin değil, soğukluğun aşırılığıyla var olan ve tam da bu yönüyle şiddetin vahşi bir seyirliğe dönüştürülmesini eleştiren bir manifesto gibi işliyordu.
İkincil İnsanlar (Minor People, 2001) suç temasını yeniden masaya yatırıyor, ancak bu kez Üç Hikâye’nin tam zıddı bir kutupta konumlanıyordu. Filme bütünüyle hâkim olan o hafif ton, ölümü dramatik ağırlığından tamamen arındırıyor ve Muratova’nın özellikle tekrar ögeleri ile absürt diyaloglar üzerinden şekillenen biçimsel oyunlarına sonuna kadar kapı aralıyordu.
Çehov Motifleri (Chekhov Motifs, 2002) ise muhtemelen yönetmenin filmografisindeki en anlaşılır ve erişilebilir eserdir. Film, Anton Çehov’un ilk dönem öykülerini aralarında görünür hiçbir bağ olmadan harmanlar: Bir tarafta, şehirde okumak için evden ayrılmak zorunda olan bir oğul ile ailevi hesaplaşmaların pençesinde kıvranan, hırçın bir baba arasındaki o kopuk iletişim; diğer tarafta ise kendi düğünü sırasında, henüz yeni vefat etmiş sevgilisinin hayaleti tarafından tehdit edildiğini hisseden bir adamın hikâyesi… Seçkin ve yalın bir siyah-beyaz sinematografiyle çekilen film, zamanın büyük kısmını bir kilisenin içinde, Ortodoks Katolisizminin* o bitmek bilmeyen, tekrara dayalı ritüelleri eşliğinde neredeyse gerçek zamanlı olarak aktarılır.
Akortçu (The Tuner, 2004) ve Sokak Orgu İçin Melodi (Melody for a Street Organ, 2009) —en azından Kira Muratova standartlarına göre— oldukça doğrusal ve duru bir anlatı çizgisini korurken; İkisi Bir Arada (Two in One, 2007) gevşek olay örgüsüne geri döner. Gücünü büyük oranda Astenik Sendromu ve Tutkular’ı anımsatan o nevzuhur oyuncu kadrosundan alan bu film, seyirciyi kendine has, metateatral bir gövde gösterisinin tam ortasına bırakır.
Nihayetinde, Kira Muratova gibi muamma dolu bir yönetmenin (üstelik Rusya ve Ukrayna sınırları dışındaki ilk) eksiksiz retrospektifi, Rus sinemasının en iyi saklanmış bu nadide mücevherini keşfetmek ve anlamlandırmak adına eşsiz bir fırsattır.

Agustin Acevedo Kanopa

https://youngfilmcritic2013agustin.wordpress.com’dan SinemaNova için çevrilmiştir.

Yorum Alanı
SON EKLENEN HABERLER
POPÜLER HABERLER