Yönetmenler: Alf Brustellin, Hans Peter Cloos, Rainer Werner Fassbinder, Alexander Kluge, Beate Mainka-Jellinghaus, Maximiliane Mainka, Edgar Reitz, Katja Rupé, Volker Schlöndorff, Peter Schubert ve Bernhard Sinkel

“Alman Sonbaharı” olarak adlandırılan süreç, Batı Alman aşırı sol militan örgütü Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun (RAF) gerçekleştirdiği terör eylemlerinin 1977 yılındaki zirve noktasını teşkil etmektedir. Bu dönem; eski SS subayı ve nüfuzlu sanayici Hanns Martin Schleyer’in kaçırılması ve suikasta uğramasının yanı sıra örgütün çekirdek kadrosundan üç hücre üyesinin hapishanede resmi olarak intihar şeklinde açıklanan ölümlerini kapsamaktadır.
Yeni Alman Sineması yönetmenleri, bu şiddet iklimini Nazi geçmişiyle ilişkilendirerek anlamlandırmaya çalışmışlardır. On bir sinemacı, kolektif ve anlık bir tepki olarak Sonbaharda Almanya (Germany in Autumn) adlı seçki (omnibus) filmi hızla hayata geçirmiştir. Kurmaca ile belgesel estetiğini harmanlayan yapıt; Alexander Kluge tarafından kayda alınan Schleyer’in cenaze merasimini, Rainer Werner Fassbinder’in annesi ve sevgilisi Armin ile RAF mahkûmlarının ölümleri üzerine gerçekleştirdiği, kişisel olan ile politik olanın kesişimini açığa çıkaran gerilimli diyaloglarını ve Edgar Reitz’ın paranoya ile artan gözetim atmosferinde gümrük memurlarının sınır kapısında terör şüphelilerini izlediği bir sekansını içerir.
Yönetmen: Rainer Werner Fassbinder

Rainer Werner Fassbinder’in, savaş sonrası Batı Almanya’sındaki kadınları merkezine alan BRD (Bundesrepublik Deutschland / Federal Almanya Cumhuriyeti) üçlemesinin ilk halkası olan Maria Braun’un Evliliği (The Marriage of Maria Braun) filminin sürrealist açılış sahnesinde, Hitler’in portresi patlayarak paramparça olur. Maria (ünlü oyuncu ve Fassbinder’ın sıklıkla iş birliği yaptığı Hanna Schygulla), bir hava saldırısının kaosu esnasında bir subayla evlenir; çift, nikah belgelerini yere kapaklanmış bir vaziyette imzaladıktan hemen sonra koca cepheye geri döner. Müttefik askerlerine hizmet veren bir barda çalışmaya başlayan Maria, siyahi bir Amerikan askerine (GI) aşık olur. Kocasının beklenmedik bir şekilde hayatta olarak geri dönmesiyle bir şiddet sarmalı patlak verir. Kocası hapisteyken Maria, zengin bir sanayicinin metresi ve onun becerikli sağ kolu haline gelerek, arzuları ile zorunlulukların getirdiği soğuk hesaplar arasında mutsuz bir biçimde sıkışıp kalır.
Bu keskin politik melodramın tasvir ettiği Almanya; İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı ve utancıyla sarsılan, Amerikan kültürel ve siyasi nüfuzuna maruz kalan ve “ekonomik mucize” (Wirtschaftswunder) döneminde kaybolup bir ruh arayışına girişen, pragmatist ve fırsatçı bir toplumsal yapıya sahiptir.
Yönetmen: Volker Schlöndorff

Savaş öncesi Danzig’inde yaşayan Oskar (David Bennent), çığlığıyla camları tuzla buz edebilen, sıra dışı (doğaüstü) yeteneklere sahip üç yaşında bir çocuktur. Çevresindeki yetişkinlerden öylesine tiksinir ve yaklaşmakta olduğunu hissettiği dehşet verici yıllara o denli direnç gösterir ki büyümeyi durdurmaya karar verir; fiziksel gelişimini sekteye uğratmak amacıyla kendisini merdivenlerden aşağı bırakır. Naziler iktidara yükselirken o, bir çocuk boyutunda kalmayı sürdürür.
Teneke Trampet (The Tin Drum), Volker Schlöndorff’un, Almanya’yı esir alan ölüm kültü milliyetçiliğinin amansız bir yergisi niteliğindeki Günter Grass imzalı 1959 tarihli aynı adlı gerçeküstü romandan yaptığı bir uyarlamadır. Günümüzde bir akıl hastanesinde yatmakta olan Oskar’ı “güvenilmez anlatıcı” (unreliable narrator) olarak konumlandıran yapıt, Üçüncü Reich’ın güç mekanizmalarını nasıl çarpıttığını inceleme noktasında Yeni Alman Sineması’nın kararlılığını paylaşır. Film, barındırdığı aykırı müstehcenlik ve kutsala saygısızlık iddiaları nedeniyle büyük bir infial ve tartışma yaratmasına rağmen, Francis Ford Coppola’nın
Kıyamet (Apocalypse Now) filmiyle birlikte Altın Palmiye’yi paylaşarak uluslararası bir başarıya imza atmıştır.
Carmen Gray
https://www.bfi.org.uk’den SinemaNova için çevrilmiştir.