SON EKLENENLER HABERLER - SAYFA 19
Stop motion animasyonları sever misiniz? Eğer stop-motion’a biraz olsun ilginiz varsa veya gerçeküstü sinema ilginizi çekiyorsa seveceğinizi düşündüğüm birinden bahsetmek istiyorum: Jan Svankmajer. Çek sinema sanatçısı ve kukla ustası Svankmajer, sürrealist akımın önemli temsilcilerinden ve gerçeküstü sinema dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri. Ele aldığı hikayeleri, yarattığı grotesk dünyalarda provokatif ve mizahi diliyle kendi stilinde yorumlayan sanatçı farklı stop motion tekniklerinden yararlanarak animasyonun büyüleyici dünyasına farklı bir pencere açıyor.
  •   324
  •   0
En İyi 10 Vittorio De Sica Filmi
  26 Ağustos 2022

En İyi 10 Vittorio De Sica Filmi

Vittorio De Sica, yönetmenliğe hiç el atmamış olsa bile adını sinema tarihine Il Generale della Rovere, The Earrings of Madame de gibi başyapıtlar da dahil 157 filmde rol almış karizmatik bir aktör olarak yazdırabilirdi. Ama o bununla yetinmedi. Sinema tarihinin bir parçası olarak kalmak yerine, çektiği filmlerle ona yön veren ustalar arasına girmeyi de başardı.
  •   353
  •   0
Yirminci yüzyılın önemli auteur yönetmenlerinden Satyajit Ray, sinema tarihinin en özgün üçlemelerinden olan Apu Üçlemesi (Pather Panchali, Aparajito, Apur Sansar) ile Hindistan sinemasında yeni bir dönem başlatır. Hümanizmi ve lirizmi harmanladığı karakterleriyle, özellikle de üçlemesinin ilk ayağı olan Yol Türküsü (Pather Panchali, 1955) ile Apu’yu, sinema tarihinin en muzip ve heves dolu karakterini dünyaya getirir. Ray’ın sinemasında ajitasyon dozunda verilir, Bollywood filmlerinin alışkın olduğumuz ağlaklıktan mümkün mertebe kaçınılır ve en yerel koşullarda bile en evrensel hikayeler modern bir dille perdeye aktarılır. 1950’lerden itibaren Hindistan’ın gelişim ve dönüşümünü görmek veya ilk kez Hint sinemasıyla tanışmak isteyenler için Satyajit Ray filmleri eşsiz birer kaynaktır.
  •   442
  •   0
Ortak bir tutkunun olağanüstü bir bütünlük içinde sergilendiği öylesine bir işbirliği ki onlarınki, bir örneği kendilerinden önce yok. Sonra ise belki sadece Taviani ve Coen kardeşlerin ulaşabildiği bir seviye söz konusu olan. Ancak Taviani ve Coenler gibi doğuştan gelen bir birliktelik değil burada söz konusu olan. Michael Powell üç yılını bir banka çalışanı olarak geçirdikten sonra içindeki sanat aşkına teslim olup, kendisini setlerde bulan ve yerleri paspaslayarak adım attığı sinema dünyasında, figüranlıktan set tasarımına dek pek çok alanda boy göstererek, yönetmenliğe kadar yükselen bir isim. Emeric Pressburger ise gazetecilikle başladığı iş hayatına, 1920 li yılların sonlarından itibaren senaryo yazarı olarak devam eden ama Almanya yı saran faşizm rüzgârlarının etkisiyle ilk eserlerini verdiği Berlin’den, önce Paris, sonra da Londra’ya göç etmek zorunda kalan bir Macar sanatçı.
  •   373
  •   0
Her ne kadar Japonlara göre kendi tarihlerinin en iyi filmi 1954 tarihli Kurosawa filmi Yedi Samuray (Shichinin no samurai) olsa da dünyanın dört bir köşesindeki yüzlerce yönetmen sinema tarihinin en iyisi olarak Ozu’nun Tokyo Hikayesi’ni (Tokyo Monogatari) kabul eder. Kariyeri boyunca onlarca filme imza atan bu çekik gözlü, Noriko üçlemesinde aile bağlarını işlerken kendi yaşantısından da kesitler sunmuştur. Altmış yıllık yaşantısı boyunca hiç evlenmemiş ve annesiyle yaşamış; çektiği bu üç filmde de evlendirilmeye ve evlenmeye çalışan Noriko karakterini anlatırken kendinden pek çok şeyi filmlerine katmıştır. Kullandığı metotlarla kendisinden sonra gelen pek çok yönetmene ilham vermiştir. Film setlerinde ve İkinci Dünya Savaşı sırasında orduda geçen ömrünü savaş sonrasında Japon halkının batılılaşması ve kültüründen uzaklaşması üzerine eserler vererek tamamlayan Ozu için yönetmenlerin atası sıfatını kullanmak hayli uygun kaçar. Sinemaya katkısı hem nitelik hem de nicelik bakımından tartışılmaz olan bu ismin mezar taşında ise ismi yazmaz; taşa kazınmış tek şey “mu” (hiçlik anlamına gelir) sembolüdür.
  •   570
  •   0
Durmaksızın yağan yağmurun etkisiyle sokakları çamura bulanmış küçük Macaristan kasabalarından ibaret siyah-beyaz bir dünya. Sinema tarihinde çok az yönetmen, Béla Tarr’ın yaptığı gibi kendine özgü, bütünlüklü bir evren yaratabilmiş ve bu evrenin özelliklerini filmografisinin büyük bir kısmına doğru genişletebilmiştir. Görsel anlamda böylesi puslu bir dünya yaratan Tarr, bu dünyayı çok belirgin, neredeyse imzasına dönüşen teknik tercihlerle filme alır. Bunların başında gelen de elbette uzun planlar. Yönetmen bu tercihini, plan uzunluğunun şiddeti, gerilimi, titreşimi, derinliği üzerinden açıklar. Genele bakacak olursak da Tarr’ın sineması tam olarak şiddet, gerilim ve derinlik üzerine kuruludur. Bu duygular da kökenini, yönetmenin kariyer seyrini göz önünde bulundurup söylersek, önce sosyal ve toplumsal sorunlardan, devamında ise bu sorunların ontolojik kavramlarla harmanlanmasından alır.
  •   464
  •   0
SON EKLENEN HABERLER