6 Ekim 2025
631 Okunma
Popülerliğini koruyan birçok Afrika filmi, Afrika'nın geçmişi ile modern bugünkü durumu arasındaki paralelleri ele alır. Bu filmler aracılığıyla, gelenekler, sömürgeciler tarafından kurulan ve onların çekilmesinden çok sonra bile varlığını sürdüren ideolojik ve politik kurumlar, toplumsal cinsiyet rolleri ve sözlü anlatıların ve dilin önemi gibi geniş bir yelpazedeki konuları izleriz.
Yaratılan bu filmler, kıtanın geçmişi, bugünü ve geleceğini, zaman kavramının peşine takılmadan birbirine bağlar. Filmlerin çoğunda gösterilen imgeler, birbiriyle bağlantılı birçok çağrışım içeren katman katman benzeşim, metafor ve toplumsal olaylar üzerine inşa edilmiş daha büyük bir hikayenin parçasıdır.
Afrika Sineması, diğer yabancı veya uluslararası filmler gibi, aydınlanma, eğitim ve kültürel farkındalık için muazzam bir araçtır; kişilerin bir ömür boyu deneyimleyemeyeceği şeyleri sunar. Afrika filmleri, korunmaya, yeniden yorumlanmaya ve üzerinde çalışılmaya değer, bir hafıza, bilgi ve bilgelik arşivi olarak sonsuza dek hatırlanacaktır. İzlemeye başlamanızı önerdiğimiz, Afrika sinemasının en iyi 20 filminin bir derlemesi şu şekildedir.
20. El Haram (Mısır, Henry Barakat, 1965)

El Haram (Günah), Kahire doğumlu üretken yönetmenin en iyi eseri olarak kabul edilir ve en iyi on Arap filmi listesinin birçoğunda yer alır. Youssef Idriss’in bir romanından uyarlanan film, hayatları güvencesiz olan, çünkü yılın kritik mevsimlerinde sadece günlük olarak işe alınan göçmen tarım işçilerinin çektiği acıları konu alır.
Film, geçmişin bugünü nasıl etkilediğini gösteren uzun bir merkezi geriye dönüş kullanan anlatı yapısı gibi, bir Mısır dramatik sinemasında bulunan birçok unsuru bir araya getirir. Diğer unsurlar arasında, izleyicinin duygusal tepkisini büyüten bir müzik ve görüntü yapısı ile değişmeyen geleneksel bir topluluk karşısındaki genel bir çaresizlik duygusu yer alır.
19. Samba Traoré (Burkina Faso, Idrissa Ouedraogo, 1992)

Idrissa Ouedraogo’nun Yam Daabo (1987) filminde, bir köylü ailesinin çocuğunun büyük şehirde bir trafik kazasında ölmesi anlatılır. Aynı yönetmenin Samba Traoré (1992) filmi ise, başkette silahlı soygun yaptıktan sonra köyüne dönen bir ‘kayıp oğul’ hakkındadır. Film, gelenek ve değişim ile şehir ve köy arasındaki çatışmaları tek bir karakterin hayatında birleştirir. Şehirdeki yaşam kalitesi, filmin açılışındaki hızlı ve şiddet içeren görüntülerle gözler önüne serilir.
Ancak şunu belirtmekte fayda var ki, bu filmler genellikle geleneği ve moderniteyi, soyut bir ikili karşıtlığın uzlaşmaz kutupları olarak sunmaz. Bunun yerine, konu; kentsel merkezleri küresel modernitenin ayrılmaz bir parçasını oluşturan, ancak geniş kırsal kesimlerin büyük ölçüde geleneğe bağlı kaldığı bir ülkedeki, yaşanan bir gerçeklik olarak tasvir edilir.
17. Buud Yam (Burkina Faso, Gaston Kaboré, 1997)

Tıpkı önceki filmlerinin kentsel işçi sınıfının yaşamlarını doğrudan yansıtmak için yaratılmış olması gibi, Finye’de bir Afrika toplumunda askeri yönetim altındaki iktidar mekanizmalarını ciddi bir şekilde inceler. Başlıca karakterler olan iki genç öğrenci, nesiller çatışmasıyla belirlenen, yozlaşmış bir eğitim sisteminde sınavlara girmenin baskılarıyla dolu ve dayanışmaları sınandığında bağlılık ve ihanetin iç içe geçtiği bir dünyada yaşar.
Filmin büyük bir bölümü, dikkatli ve kesin odaklı bir gerçekçilikle çekilmiştir ve mesajı bugüne hitap eder. Yönetmenin toplumsal eleştirisi, filmin başında ve sonunda yer alan masumiyet ve arınma imgeleri gibi unutulmaz sembolik eylemler içerir. Onun kendine özgü tarifi, özgürce rüya sekanslarına hatta gerçekdışı anlara geçiş yapabilecek kadar inceliklidir.
16. Ceddo (Senegal, Ousmane Sembène, 1976)

Sembène, Emitai (1971) ile başlattığı Afrika’nın geçmişini inceleme çalışmasına bu filmle devam eder. Bu sefer, belirli bir tarihsel olayı ele almak yerine, Sembène modern Senegal yaşamının temel unsurlarının dış müdahalenin bir sonucu olduğunu ortaya koyar. On yedinci veya on sekizinci yüzyıllara ait olduğu belirsiz bir dönemde, İslam’ın getirilişini, ülkenin sonradan Fransızlar tarafından sömürgeleştirilmesine benzer bir sömürü unsuru olarak gözler önüne serer.
Sembène aynı zamanda Batılı film stilini reddetmeye devam eder ve bunun yerine Afrika geleneklerini aktaran sinematik teknikler kullanır. Ceddo (Outsiders-Dışlanmışlar), geleneksel toplumun Hıristiyan misyonerler tarafından temas edildiği ve köle tüccarlarıyla yüzleştiği bir sırada, Afrikalıların İslam’a geçiş sürecini araştırır.
15. Hyenas (Senegal, Djibril Diop Mambéty, 1992)

Hyenas (Sırtlanlar), erkekler ve kadınlar üzerine zekice ve sevimli bir toplumsal eleştiridir. Film, Afrika’daki tüketim çılgınlığı ve yeni-sömürgeciliğe yönelik satirik bir bakışın yanı sıra, aşk ve intikamdan doğan tüm duyguları ayrıntılarıyla işler. Hayatı büyük bir şehrin dışında ele alan film, güzel günler görmüş bir kuytu köyde geçer. Hyenas, Friedrich Dürrenmatt’ın “Ziyaret” adlı oyunundan uyarlanmıştır. Bu hikâyede, bir zamanlar kasabadan ayrılmaya zorlanmış bir kadın, kendisine yaşattığı sıkıntıların kaynağı olan erkekten intikam almak için geri döner. Çok zengin bir hale gelen kadın, kasaba sakinlerine, bu adamı öldürmeleri karşılığında büyük miktarda para teklif eder.
Bir röportajda Mambety’nin şunları söylediği aktarılmıştır: “Trilojimin üçüncü filmi Malaika‘yı, deliliğin gücü hakkında çekeceğim. İlk ikisi Touki-Bouki ve Hyènes idi. Sonra gidip dünyanın hali için Tanrı’ya danışacağım.” Ne yazık ki, “Afrika’nın Dionysus’u” olarak selamlanan Diop Mambety, “Afrika bağımsızlığını, Batı materyalizminin sahte umutları uğruna ihanet etmiş” olan “insan açgözlülüğü ve deliliğin gücü” üzerine olan bu üçlemesini tamamlayamadan kanserden hayatını kaybetti.
14. Sankofa (Burkina Faso, Haile Gerima,1993)

Sankofa kelimesi, Akan (Batı Afrika) diline ait bir kelimeden türemiş olup, “ileri gitmek için geçmişe dönmek gerekir” anlamına gelir ve yönetmenin filminde bize aktardığı gibi, Sankofa kuşu, “geçit kuşu” olarak adlandırılır. Burada “ileri gitmek için geçmişe dönme” teması, baş karakter Mona/Shola’yu (Oyafunmike Ogunlano) Atlantik köle ticareti (middle passage) tarihsel hatırası üzerinden bir yolculuğa çıkarır ve onu “aydınlanmış” bir siyah bilinciyle geri getirir.
Gerima’nın en iyi filmlerinden biri olan Sankofa, başkahraman kendini bir köle olarak bulduğunda, kölelik konusunu dramatik bir şekilde işler. Gerima, izleyiciyi kendi geçmişini düşünmeye sevk eden ve böylece derin bir düşünme süreci ve nostaljiye yol açan çeşitli hikayeler anlatmak için sıklıkla geri dönüşleri kullanır. Film, kölelik kurumuna Pan-Afrikanist bir bakış açısıyla yönelttiği suçlama ile anaakım sinema dünyasında da başarılı bir geçiş sağlamıştır.
13. La Noire De (Senegal, Ousmane Sembène, 1966)

Senegalli yönetmenin “Siyah Kız” (Özgün adı: La Noire de…) olarak bilinen ve ilk kez gösterime giren bu filmi, Fransa ile sömürge sonrası Batı Afrika arasındaki ilişkilerin yoğun bir incelemesidir. Estetik açıdan, Fransız Yeni Dalga sinemasının belirgin bir etkisi görülür.
Hikâye, Fransa’ya taşınarak bir Fransız çift için çalışmaya başlayan genç bir Afrikalı kadını anlatır. Fransızlar ve Senegalliler arasındaki ilişkiler, açıkça bir “köle ve efendi” ilişkisi olarak işaret edilir. Filmin başkahramanının, sömürgeciliğin Afrika kıtası üzerindeki etkilerinin bir sembolü olduğunu göreceksiniz. Ana vatanında sahip olduğu kimlik ve özgüven, işverenlerinin evine adım attığı anda silinip gitmiştir. Baskı altında ve zihnen tükenmiş halde, unutulmaz bir doruğa varan bir umutsuzluğa sürüklenir.
12. Yaaba (Burkina Faso, Idrissa Ouedraogo, 1989)

Burkina Faso’da geçen Yaaba, hoşgörü üzerine ahlaki bir mesaj taşıyan ve akılda kalıcı bir filmdir. Gençlik ve yaşlılık arasındaki ilişkiyi konu alan bu dokunaklı hikaye, sözlü gelenekten beslenen bir anlatıya dayanır ve bir köyde geçer. Küçük bir çocuk olan Bila ve küçük bir kız olan Nopoko, köyün geri kalanı tarafından bir cadı olarak görülen yaşlı bir kadınla arkadaş olmaya karar verir.
Bila, çocukların “Yaaba” (Büyükanne) dediği Sana adlı bu kadınla özellikle yakın bir bağ kurar. Köyün geri kalanı, başlarına gelen her türlü talihsizlikten onu sorumlu tutar, ancak kadın, Nopoko’nun hayatını kurtarmada çok önemli bir rol oynadığında daha fazla kabul görür. Bu film, güzelliği ve yalınlığı nedeniyle dünya çapında izleyiciler tarafından sevilse de, bazı eleştirmenler köylülerin karşı karşıya kaldığı ciddi sorunların karmaşık bir şekilde ele alınmamış olmasından duydukları endişeyi dile getirmişlerdir.
11. Bamako (Mali, Abderrahmane Sissako, 2006)

Bamako, çoğu filmden fazlasıyla, fikirler üzerine kurulu bir filmdir. Temel fikir şudur: Dünya Bankası’nın zengin güçlerin çıkarlarına hizmet eden ve kıtanın sömürüsünü devam ettiren politikaları sonucunda, borç Afrika’yı ezip geçmektedir. Mali özelinde bu sömürü, altın ve pamuk (başka yerlerde pirinç, kahve, kakao ile elmas, kalay, kereste) üzerinden işler; ayrıca devletin başarısızlığı, neoliberalizm, düşük yaşam beklentisi, yetersiz eğitim ve sağlık hizmetleri gibi sorunları da kapsar. Bir sahnede, Bamako’nun gençlerinin, ucuz bir Hollywood kovboy filminin taklit versiyonunu izlediğine tanık oluruz; onların hayal gücünü, bu ucuz taklitlerden oluşan ölü bir sinemanın ele geçirdiğini görürüz.
Bamako‘nun her hikaye dizisinde ötem tema* işlenir; anlatı boyunca, sona ermekte olan bir aşkın akıldan çıkmayan şarkısı yankılanır. Dünya Bankası mahkeme salonunda suçlanırken, savcı tarafından Adalet gibi yüce ideallerin retoriği tekrarlanırken, uyuşuk/tepkisiz figürler avlunun dışında isteksizce dinler. Bu, Sissako’nun Afrika’yı genelde sunuş şekli değildir; kendisi geçmişte, Avrupa ile Afrika arasındaki eşitsiz servet dağılımının gölgesine rağmen, kıtanın büyüleyici ve hayranlık uyandırıcı olduğunu açıkça ifade etmiştir.
10. Yeelen (Mali, Souleymane Cissé, 1987)

Malili yönetmenin bu büyülü başyapıtı, Afrika halk hikayelerinden ilham alarak, basitçe iyilik ile kötülüğün savaşını ve şefkatin gücünü anlatır. İnsani empatinin bu denli güçlü sergilenişi, babası filmin kötü karakteri olan bir oğlundan gelir; bu da filmi aile dinamikleri açısından ilginç bir inceleme haline getirir. Yeelen, Afrika filmleri arasında en çok övülenlerden biridir. Yönetmen Souleymane Oumar Cissé, Bambara sözlü geleneğine ait bir destanı hayata döndürmek için geçmişi yeniden yaratır ve kutsal bir ritüeli tasvir eder. Bu film, geçmişi anımsatmakta mükemmel bir iş çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda Mali’nin şimdiki zamanı ve geleceği için de çıkarımlar taşır.
Geçmiş ve Şimdinin Bağı: Oğlun, babasının zorba gücünü yok etmek için kendini feda etmesi, yönetmenin filmin çekildiği dönemde Mali’yi kontrol eden diktatörlüğün son bulmasına dair umudunu yansıtır.
Teknik Yaratıcılık: Ekonomik zorluklar ve çekim koşulları, yönetmenin doğaüstü olayları oldukça basit yollarla yaratmasına neden olmuş; bu da zorunluluktan bir erdem çıkararak, günümüzde pek çok Afrika filminde görülen büyülü gerçekçilik anlayışının temelini atmıştır.
9. Silences of the Palace (Tunus, Moufida Tlatli, 1994)

Tlatli, sinema camiasınca büyük ölçüde göz ardı edilmiş bir konuya, kapalı bir dünyada çalışan kadınların hayatlarına daha yakından bakıyor. Ellili yıllarda Fransız kontrolünün sona erdiği dönemde, Tunus’un yönetici kraliyet ailesi beylerin sarayında büyüyen Alia’nın hikayesini ayrıntılandırırken, şimdiki zaman ve geçmiş arasında kolaylıkla gidip gelir.
Moufida Tlatli’nin Sarayın Sessizliği filminin kültürel ve politik olarak içselleşmiş etkisi, bağımsızlık arifesinde Tunus’ta geçer. Geniz kahramanımız, bir hizmetçinin gayri meşru kızı, kısıtlanmış kişisel durumundan şarkılar söyleyerek bir kaçış yolu bulur. Kadınların boyun eğdiği ataerkil toplumun baskıcı doğası üzerine harika ve derin bir incelemedir.
8. Moolaadé (Senegal, Ousmane Sembène, 2004)

Moolaade filminde Sembène, kadın sünneti etrafındaki mücadeleleri ele alır. Film, kadınların kültürün zorlayıcı etkilerine karşı bir savunma olarak başvurabileceği, muhtemelen genital modifikasyon ameliyatlarının ortaya çıkışından öncesine dayanan kadim bir koruma mekanizmasını kutlar. Filmin kalbindeki kahramanca manevra, bir ip parçasıyla ritüeli durdurarak bu kutsal koruyucu yasak olan ‘moolaade’nin ilan edilmesiyle doruğa ulaşır.
Bu basit eylem, korkunç eylemden (sünnetten) vazgeçmeye kararlı dört kıza bir sığınak, barınak, liman veya güvenli bir yuva sunar. Kültürü bir yandan baskının bir temsilcisi olarak resmederken, diğer yandan onu kendiliğinden oluşan bir güçlendirme ve direniş alanı olarak gösteren film, bilgiyi güç olarak yüceltir. Bu, Afrikalı yönetmenin son filmidir ve ne muhteşem bir finaldir!
Çevirenin Notu: “Moolaade” Filmdeki merkezi kavramdır. Geleneksel bir toplumda, bir kişinin bir başkasına “sığınma veya koruma” talebinde bulunması ve bunun kabul edilmesi anlamına gelir. Bu ilan edildiğinde, topluluk kuralları gereği artık o kişiye zarar verilemez. Sembène, kadim bir geleneği, çağdaş bir insan hakları mücadelesi için güçlü bir sembole dönüştürür.
7. Teza (Etiyopya, Haile Gerima, 2008)

Bu tarihi drama, Derg rejiminin Etiyopya halkına karşı başlattığı kanlı “Kızıl Terör” kampanyasını sert bir şekilde ele alıyor. Birçok ödül ve övgüyle taçlandırılan film, ana vatanı Etiyopya’ya dönen bir öğrencinin, ülkesini şiddetli bir baskı ve siyasi kaos içinde bulmasının hikayesine odaklanır.
Filmin en önemli noktalarından biri, birçok göçmenin yurtdışında geçirdiği yıllardan sonra kendi ülkesine döndüğünde karşılaştığı durumu ele almasıdır; kişi, ironik bir şekilde kendi topraklarında yabancılaşmış hisseder. Baş karakter Anberber, etrafını saran şiddetten kaçacak güvenli bir liman bulamaz. Ülkesindeki insanların değerlerinin ve insanlığının çözülüşüne tanık oldukça, mücadele ettiği güçsüzlük hissi etkileyici bir şekilde işlenir. Teza, Gerima’nın en popüler eserlerinden biridir ve bu ünü son derece hak eder.
6. The Gods Must Be Crazy (Güney Afrika, Jamie Uys, 1980)

Büyük ihtimalle, görevi bir Kola şişesini geri götürmek olan Kalahari Çölü’ndeki bir bushman (avcı-toplayıcı) hakkındaki bu eğlenceli filmi duymuşsunuzdur. The Gods Must Be Crazy (Tanrılar Çıldırmış Olmalı). Bu tür daha fazla komedi görmeyi çok isteriz; hem gülünçlükte hem de zekâsında cesur. Film, ABD’de en çok gişe hasılatı yapan yabancı filmlerden biridir ve günümüzde bile tazeliğini korumaktadır.
Yüzeysel olarak film, boş bir Kola şişesini tanrılardan gelen bir hediye olduğunu düşünerek onu iade etmek üzere yola koyulan bir bushman olan !Xū’nun başından geçen çok komik bir hikayedir. Diğer hikaye dizisi ise, uzmanlık alanı fil dışkısı olan beyaz bir bilim insanı ile siyah bir gerilla lideri tarafından kaçırılan -sınıfındaki siyahi öğrencilerle birlikte- beyaz bir öğretmeni kurtarmak için !Xū’yu yardıma çağırmasını konu alır.
5. Touki Bouki (Senegal, Djibril Diop Mambéty, 1973)

Bu, hikayelerini diğer hiçbir Afrikalı yönetmene benzemeyen, oldukça benzersiz ve karmaşık bir tarzla ustalıkla anlatan Mambety’nin bir diğer büyüleyici filmidir. Mambety, marjinalleştirilmiş bir dünyada birer “yabancı” olan iki gencin yolculuğunu takip eder. Mory ve Anta, Afrika’nın genç neslinin hâlâ sömürge geçmişine yönelik bir eğilimde olduğunu gösterir; Paris’e gitmeyi hayal ederler. Pek çok kültürdeki kanun kaçaklarına özgü bir çifti andıran bu ikili, yolculuk için para toplamak amacıyla film boyunca çeşitli planlar yaparlar. Bu filmi ayırt eden şey, sadece Afrikalı gençliğin hedeflerine yönelik eleştirisi değil, aynı zamanda onların hayali hedefler için olan arayışlarını betimleme biçimidir.
Film, Afrika’nın modern dünyasında fantastiğin ortaya çıkışını ifade etmek için sinematik iletişimi derinlemesine araştırır. Mambety, çiftin Dakar üzerinden başarılı bir yolculuk ve daha iyi fırsatlara dair hayaller kurarken, onların hikayesine başka dünyalar katmak için zamansız sahneler ve bir rüya sekansını kaynaştırır.
4. Cairo Station (Mısır, Youssef Chahine, 1958)

Kahire İstasyonu (Bab el Hadid) adlı yeni gerçekçi bir dram, bir gazete satıcısının, sevimli bir limonata satıcısı kadına karşı beslediği tehlikeli takıntıyı konu alır. Film, temelde klasik Hollywood anlatı yapısını korurken, Yeni Gerçekçilik, Alman Dışavurumculuğu, Sovyat montajı ve Fransız Yeni Dalgası’ndan gelen tekniklerden yararlanır.
Kendi ulusal modernist standartlarının üzerine inşa ederek, birçok Arap yönetmen kendilerini, tarih-ötesi, kültür-ötesi, metin-ötesi ve doğası gereği politik bir sinema projesini kurtarıyor olarak görüyordu.
Arap sineması tarihinde çok az yönetmen, Mısırlı usta yönetmen Youssef Chahine kadar Arap dünyasındaki dönüşüm ve altüst oluşların bu kadar çok yönünü eserlerinde gözlemlemiş, irdelemiş ve yakalayabilmiştir. Yaklaşık altmış yıla yayılan yönetmenlik kariyeri, Batılı film eleştirmenlerinin ve uluslararası film festivali çevrelerinin büyük ilgisini kazanmıştır.
3. Soleil O (Moritanya, Med Hondo, 1970)

Med Hondo, 1970’ten beri politik açıdan bağlılık gösteren uzun metrajlı filmler ve bir dizi belgesel üretmiştir. Onun ilk büyük filmi, Fransa’da yurtdışında yaşadığı deneyimlerinin bir sonucudur. Soleil O‘da (1970) Hondo, Fransa’daki Afrikalıların karşılaştığı ırkçılığı eleştirir ve aynı zamanda köle ticareti ile Batı Avrupa’nın ekonomik olarak gelişmiş bölgelerindeki işçi çalıştırma pratikleri arasında bağlantılar kurar.
Normalde Afrika sineması çatısı altında değerlendirilen Soleil O, Afrika kökenli göçmenlerin sömürge sonrası bir Avrupa ülkesine varışlarının sosyal, politik ve ekonomik etkilerini ele aldığı için, siyahi diasporik göç tartışmaları için son derece uygundur. Ayrıca film, Afrika kökenini reddederek Batı kültürünü yüceltmenin tuzaklarına işaret ederek asimilasyonun etkilerini gözler önüne serer. Filmin göçmenliği pan-Afrika meselesi olarak gören vizyonu ve ırkçılığı ile onun yabancılaştırıcı etkilerini betimleyişi, kıtayı anlamak için onu ideal bir eser haline getirir.
2. Visages des Femmes (Fildişi Sahili, Désiré Ecaré,1985)

Döneminde oldukça skandal olarak karşılanan bu film, cinsel özgürlüklerini ifade eden ve daha bireyci bir zihniyete doğru ilerleyen iki kadının hikayelerini kronikler. Film sadece mizah ve canlı müziklerle dolu olmakla kalmaz, aynı zamanda ekonomi ve Afrika feminizmi hakkında da konuşur. Birçok Afrika filminde olduğu gibi, finansman bir sorundu ve yönetmenin bu projeyi tamamlaması on iki yılını aldı. Yönetmen Ecaré, baskıcı gelenekler terk edilirken, geçmişten gelen olumlu unsurların nasıl korunabileceğini gösteriyor.
Film, baskıcı durumlarla yüzleşen kadınları gösterse de, kadınlar gerçek anlamda bir zafer kazanmış sayılmaz. Sonunda, değişime direnen bir topluma uyum sağlamak zorunda kalırlar. Yönetmen, tıpkı dansçıların modern hareketleri incorporated etmesi gibi, geleneksel yolların da değişmesi gerektiğini gösterir. Kadınlar cinselliklerinin veya ekonomilerinin kontrolünü ele alabilirler, ancak yine de kocalarını iktidarda tutan toplumsal kısıtlamalardan tam anlamıyla özgür değillerdir. Yönetmen adına çığır açıcı bir teknik başarı olmayabilir, ancak bu eğlenceli film sizi yine de büyülemeye devam edecek.
1. Xala (Senegal, Ousmane Sembène, 1975)

Yönetmen ve romancı Ousmane Sembène, aynı isimde bir roman yayımlamıştır ve her ikisine de aşina olanların bileceği gibi, roman ve film arasında önemli farklar vardır. Filmin senaryosu, romanın temelini oluşturmuş, ardından bu roman, nihai film senaryosunu geliştirmek için kullanılmıştır.
Sembène, sömürge sonrası Senegal’deki bazı sorunları incelemek için iktidarsızlığa yol açan bir laneti araç olarak kullanır. Bu lanet, değişim karşısındaki geleneği temsil eder. Kahramanımız El Hadji, dolandırdığı bir dilenci tarafından lanetlenir. Çare bulmak için arabalarıyla çeşitli marabout’lara (büyücü doktorlar veya manevi danışmanlar) danışırken, asıl çöküşü modern iş dünyasında gerçekleşir. Lanetin dünyası, geleneğin dünyasıdır; her ne kadar marabout’lara arabayla gidip birine karşılıksız çekle ödeme yapsa da. Sembène, iş dünyasında sömürgeciliğin etkilerinin nasıl sürdüğünü bize gösterir.
Soumaya Sylla
(Soumaya Sylla, filmleri derin bir tutkuyla seven ve şu anki kariyer yolu Uluslararası İşletme olmasına rağmen zamanının çoğunu bu alana kendini kaptırmak yerine film izleyerek geçiriyor. Afrika sineması hakkında, Afrika filmleri konusunda farkındalık yaratmayı, eğlendirmeyi ve halkı eğitmeyi amaçlayan discoverafricancinema.com adlı bir bloğu var. Discover African Cinema (Afrika Sinemasını Keşfet) Facebook sayfasında onunla ve toplulukla sohbet edebilirsiniz.
https://www.tasteofcinema.com’dan SinemaNova için çevrilmiştir.
