Tun Tun

  1. Kaagaz Ke Phool
    Tüm Bilgiler
    Kaagaz Ke Phool Dram, Romantik 
    Türkçe Altyazı
    Popüler bir yönetmen, filminde çalışması için yeni bir aktrisi işe alır. Filmin popülerliği, yönetmenin üvey kızıyla zaten gergin olan ilişkisini tamamen koparır. Duygusal çalkantıları nedeniyle yönetmen gözden düşer. Artık film endüstrisinin kraliçesi olan aktris ise onu dünyaya geri getirmeye uğraşacaktır.
    • 1959
    • Hindistan
    • IMDb 7,8
    • 153
    • 0
    Pyaasa
    Tüm Bilgiler
    Pyaasa Müzikal, Romantik 
    Türkçe Altyazı
    Vijay (Guru Dutt), etrafındaki herkes tarafından alay konusu olan yetenekli ama başarısız bir şairdir. Başarısız kariyerinin bir sonucu olarak hayatının aşkını kaybeder. Yalnızca bir fahişe olan Gulabo (Waheeda Rehman) onun şiirlerinde anlam bulur ve sonunda ona âşık olur.Kaderin ani bir dönüşü, Vijay’in mücadele ettiği her şeyi ayağına getirir. Sonunda olanlar ise, Hint sinemasında çekilmiş en unutulmaz doruk noktalarından biridir.Film, stüdyo müdahalesinin filmin başarısını getirmesinin eşsiz bir örneğidir. Filmin daha olumsuz bir sonla bitmesi planlanmışken, dağıtımcıların ısrarı üzerine -her ne kadar geleneksel bir mutlu son olmasa da- olumlu bir sonla sonlandırılmıştır.*Pyaasa* (Susuzluk), 2002'de Sight and Sound dergisinin eleştirmenler ve yönetmenler arasında düzenlediği "Tüm Zamanların En İyi Filmleri" anketinde 160. sırada yer almıştır. 2005'te TIME Dergisi, filmi "türünün en romantiği" tanımıyla "Tüm Zamanların En İyi 100 Filmi" arasında göstermiştir. Ayrıca filmin soundtrack’i, Sight and Sound tarafından "Sinemadaki En İyi Müzik" listesine seçilmiştir.
    • 1957
    • Hindistan
    • IMDb 8.3
    • 204
    • 0
Tun Tun Haberleri Tümünü Gör
Lynch'in eserlerinden önce gelen beş 'Lynch'çi' film ve onun yüreği vahşi, üstü tuhaf dünyasıyla büyüleyici bağlar taşıyan ayrıca beş çağdaş filmi listeledik.
  •   117
  •   0
István Szabó’nun Klaus Maria Brandauer ile etkileyici iş birliklerini (Mephisto, 1981; Albay Redl, 1984; Hanussen, 1988) içeren Blu-ray kutu setinin nihayet yayımlanması, Avrupa'nın kendine özgü sinema kültürlerinden birine olan ilgiyi yeniden alevlendirdi.
  •   505
  •   0
Kent ve onun yansıması, iki savaş arası avangard sinemada özel bir rol oynar. 1920’ler ve 1930’lardaki şehir senfonisi dalgası için kentlilik, modernliğin bir simgesini, modern yaşamın gerçekleştiği en son ve en eksiksiz biçimi temsil eder. Kentler, modern dünyanın çeşitli unsurlarının toplayıcısıdır; modernitenin en yüksek biçimlerini oluşturur ve aynı zamanda onu hızlandırırlar. Kent filmleri, hareket, enerji, ritimler, ışık, ürünler, mimari ve sakinler arasındaki bağlantıları açığa çıkarır. Peki modern çağın bu özelliklerini bizzat kentsellik dışında gözlemlemek mümkün müdür? Sonuçta, şehir yerine fabrika işlemlerini, barajları, enerji üretimini, ulaşımı ve yolculuk temalarını – başka bir deyişle altyapıları – aynı görsel sözlükle betimleyen çok sayıda iki savaş arası film vardır. Bu filmleri ayrı bir tür olarak yorumlamak belki de mümkündür. Daha sonraki şehir senfonilerinde olduğu gibi, bu yapımların bir kısmı belirli endüstriyel komisyonlarla ya da çeşitli devlet programları gibi toplumsal angajmanların parçası olarak üretilmiştir. Dolayısıyla altyapı politikalarının araçları olarak görülebilirler. Her ne kadar yalnızca basit öğretici veya eğitici filmler gibi görünseler de, gelişkin sinema dilinin yöntemlerini kullanmaları veya doğrudan dönemin sanatsal açıdan seçkin yönetmenlerine sipariş edilmeleri nedeniyle sinemasal nitelikleri açısından tanınırlar. Bu metin, bu tür filmler için “altyapı senfonisi” terimini önermekte ve onları 1930’lar ile 1940’larda özgül bir iletişim aracı olarak, 1950’ler sonu ile 1960’lara doğru belgesel ve eğitim türlerine dönüşümlerini ve 1980’lerde Doğu Bloku distopik senfonileri biçiminde aldıkları son hallerini incelemektedir.
  •   88
  •   0
"Lanet Sineması"nı nasıl tanımlayabiliriz? Bu "tür"e giriş yapmanın bir yolu, onu John Orr'ın "Sanat ve Politika Olarak Sinema" kitabında "hayret sineması" olarak adlandırdığı şeyin daha karamsar bir versiyonu olarak görmektir. Orr'a göre bu kavram, genel olarak Orta ve Doğu Avrupa sinemasını ve özellikle de Tarkovsky, Paradjanov, Jancsó ve Angelopoulos'un eserlerini kapsar. Peki onların halefleri kimlerdir? Akla gelen isimler ve filmler şunlardır: Artur Aristakisyan'ın "Eller" (1993); Alexander Sokurov'un "Fısıldayan Sayfalar" (1996); Victor Kosakovsky'nin "19 Temmuz 1961 Çarşamba" (1997); Vitaly Kanevsky'nin "Kıpırdama, Öl ve Yeniden Diril!" (1989). Ve 60'lardan bir usta olan Kira Muratova'nın, 1989 yapımı "Astenik Sendrom"'u bir tür aşağılanmış yücelik olarak kalır. Ancak belki de daha önemli isimler, doğal dünyanın umut verici yönünü, ki bu yön sıklıkla toplumsal karamsarlığı da kapsar, reddeden Béla Tarr, Sharunas Bartas ve Fred Kelemen'dir. Orr, hayret sinemasını "nadir bir deneyimin estetiği" olarak görürken, lanet sinemasında doğayı çok daha ziyade baskıcı bir şekilde sıradan olarak görme eğilimindeyizdir; toplumsal baskıya karşı olmaktan ziyade, onunla olumsuz bir birlik içinde.
  •   358
  •   0