Rosa Gore

  1. Seven Chances
    Tüm Bilgiler
    Seven Chances Komedi, Romantik 
    Türkçe Dublaj
    Seven Chances’da (Yedi Şans), her tür sinemasal gag (gülüt, komik durum) kullanılarak, zaman, uzam ve fizikselliğin şaşırtıcı etkileşiminden kahkaha malzemesi çıkarılmış. Kilisenin içindeki ünlü kamera açısını gözünüzün önüne getirin örneğin Buster, arkasındaki boşluğu tümüyle dolduran yüzlerce grotesk kadına görünmeksizin ön sırada uyuyor (Filmin 1999’da gerçekleştirilen ve tam bir felaket olan yeniden çevrimi The Bachelor-Şahane Bekar’da kullanılan tek sahne).Keaton’ın gag anlayışının dingin kaçıklığı, çağdaşı gerçeküstücülerin kalbini fethetmişti: Örneğin senaryonun yedi sayısına yönelik mantıksız saplantısı (Buster’ın 27. yaş gününde saat yediye kadar evlenmek için yedi şansı vardır); ya da sözümona beyaz ve Amerikalı bir grup yetişkin kadının, aslında (sırasıyla) küçük bir kız, Musevi, zenci ve erkek olduğunun ortaya çıktığı sekansta olduğu gibi insanların sahip olduğu herhangi bir sabit kimliği tümüyle anlamsızlaştıran olağanüstü gag’ler.Keaton’ın en iyi ve en uzatılmış gag sekansları, dinamik olmanın yanı sıra dönüştürücü bir güce sahip. Gözlerimizin önünde tüm dünya adeta biçimini kaybedip yepyeni bir şekle bürünür. Filmin düğüm noktasındaki kovalamaca sekansında Buster devasa bir intikamcı kadınlar ordusu tarafından takip edilir. Birkaç kayanın üzerinden atladıktan sonra, bir anda cümle alem kocaman bir çığ gibi arkasında belirir.İyi seyirler..
    • 1925
    • ABD
    • IMDb 7.6
    • 351
    • 0
Rosa Gore Haberleri Tümünü Gör
Kent ve onun yansıması, iki savaş arası avangard sinemada özel bir rol oynar. 1920’ler ve 1930’lardaki şehir senfonisi dalgası için kentlilik, modernliğin bir simgesini, modern yaşamın gerçekleştiği en son ve en eksiksiz biçimi temsil eder. Kentler, modern dünyanın çeşitli unsurlarının toplayıcısıdır; modernitenin en yüksek biçimlerini oluşturur ve aynı zamanda onu hızlandırırlar. Kent filmleri, hareket, enerji, ritimler, ışık, ürünler, mimari ve sakinler arasındaki bağlantıları açığa çıkarır. Peki modern çağın bu özelliklerini bizzat kentsellik dışında gözlemlemek mümkün müdür? Sonuçta, şehir yerine fabrika işlemlerini, barajları, enerji üretimini, ulaşımı ve yolculuk temalarını – başka bir deyişle altyapıları – aynı görsel sözlükle betimleyen çok sayıda iki savaş arası film vardır. Bu filmleri ayrı bir tür olarak yorumlamak belki de mümkündür. Daha sonraki şehir senfonilerinde olduğu gibi, bu yapımların bir kısmı belirli endüstriyel komisyonlarla ya da çeşitli devlet programları gibi toplumsal angajmanların parçası olarak üretilmiştir. Dolayısıyla altyapı politikalarının araçları olarak görülebilirler. Her ne kadar yalnızca basit öğretici veya eğitici filmler gibi görünseler de, gelişkin sinema dilinin yöntemlerini kullanmaları veya doğrudan dönemin sanatsal açıdan seçkin yönetmenlerine sipariş edilmeleri nedeniyle sinemasal nitelikleri açısından tanınırlar. Bu metin, bu tür filmler için “altyapı senfonisi” terimini önermekte ve onları 1930’lar ile 1940’larda özgül bir iletişim aracı olarak, 1950’ler sonu ile 1960’lara doğru belgesel ve eğitim türlerine dönüşümlerini ve 1980’lerde Doğu Bloku distopik senfonileri biçiminde aldıkları son hallerini incelemektedir.
  •   59
  •   0
Bu makale, ilk olarak Richard Candida Smith editörlüğünde yayımlanan "Art And The Performance Of Memory: Sounds And Gestures Of Recollection" (Hafızanın Sanatı ve Performansı: Hatırlamanın Sesleri ve Jestleri) adlı kitapta, Routledge yayınevinin "Bellek ve Anlatı" serisinde (New York, 2002) yer almıştır. (1)
  •   355
  •   0
Mikio Naruse’nin külliyatı hakkında yazan eleştirmenler, kaçınılmaz olarak olumsuz karşılaştırmalara ve eksiklikler listesine düşerler. Japon auteur’ler panteonuna geç dahil olmuş bir isim olarak Naruse, daima Kurosawa, Ozu ve Mizoguchi’nin altında değerlendirilmiştir. Şikâyetlerin ortak bir nakaratı vardır. Naruse içsel, ev içi dramlar yapmıştır ama onun işleri Ozu’nun eserleri kadar oyunbaz ya da sevimli değildir. Ozu ile birlikte Shochiku’nun Kamata stüdyolarında çıraklık yapmıştır, ama ya o stüdyonun hafif, eğlenceli üslubunu öğrenememiş ya da öğrenmek istememiştir. Israrla ağır, kasvetli ve depresif olmaya devam ettiği için oradan ayrılmasına memnuniyetle göz yumulmuştur. İki altın çağı kucaklayan klasik bir yönetmendir, ancak onun eserleri Bordwell’in kutladığı Japon sinemasının kendine özgü biçimsel süslemelerini ya da Burch’un betimlediği Japon estetik pratiğinin radikal sapmalarını örneklemez. Kadın melodramları çekmiştir, ama bunlar ne üslup açısından ne de duygusal yoğunluk açısından Mizoguchi’ninkiler kadar incelikle etkileyicidir.
  •   536
  •   0
Altın Palmiyeli birçok filmi sitemizden izleyebilirsiniz.
  •   423
  •   0