David Gere

  1. Revolutionary Road
    Tüm Bilgiler
    Revolutionary Road Dram, Romantik 
    Türkçe Altyazı
    Richard Yates’in aynı adlı kitabından uyarlanan “Revolutionary Road – Hayallerin Peşinde”, Frank ve April Wheeler çiftinin (Leonardo DiCaprio – Kate Winslet) bakış açısından Amerikan evlilik kurumunun etkileyici bir portresini çizer. Yates’in 1950’ler Amerika’sında geçen öyküsünde modern ilişkilerde yansımasını bulmuş bir soru gündeme getirilir: İki insan birbirinden ayrılmak zorunda kalmaksızın sıradan hayat düzeninden kopmayı başarabilir mi?Frank ile April, kendilerini her zaman çok özel, farklı görmüşler; hayatı yüksek ideallerine uygun şekilde yaşamaya hazır ve istekli olmuşlardır. Bu nedenle lüks evlerin sıralandığı bir cadde olan Revolutionary Road’daki yeni evlerine taşındıklarında kendilerini çevreleyen durağan ortamdan bağımsızlıklarını gururla ilan ederler. O dönemin toplumsal sınırlarını belirleyen tuzaklara asla düşmemeye kararlıdırlar.Ancak Wheeler çifti kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun tam içinde bulur: Frank Wheeler rutin bir işi olduğu için sinirleri günden güne bozulan yetişkin bir erkeğe dönüşürken April de istek ve tutkularını bastırmaya çalışan mutsuz bir ev kadını olup çıkar. Sonuç ise tıpkı diğerleri gibi hayallerini kaybetmiş tipik bir Amerikan ailesidir.Kaderlerinin gidişatını değiştirme isteğiyle yanıp tutuşan April, herşeye yeniden başlamak için cesur bir plan geliştirir. Connecticut eyaletinin konforunu arkalarında bırakıp Paris’in bilinmeyen dünyasına gideceklerdir. Ancak planı uygulamaya koyunca Frank ile April’in artık birbirine zıt iki ayrı kutupta olduğu ortaya çıkar. Birisi elindeki herşeyi geride bırakıp her ne pahasına olursa olsun kaçmak isterken, diğeri sahip oldukları herşeyi korumaktan yanadır. Üstelik uzlaşma şansları da yok gibidir.
    • 2008
    • ABD,İngiltere
    • IMDb 7.3
    • 587
    • 0
David Gere Haberleri Tümünü Gör
100 Maddede Ingrid Bergman
  9 Şubat 2026

100 Maddede Ingrid Bergman

Milyonlarca kez söyledim ve tekrar söyleyeceğim: Ingrid Bergman'ı seviyorum. Bu efsanenin (ya da belki de büyük harflerle EFSANEVİ demeliyim) doğumunun üzerinden bir asır, vefatının üzerinden 33 yıl geçtiği için bugün oldukça özel bir gün. Ona olan sevgim kelimelerle anlatılamaz ve bunu ifade etmem mümkün olsa bile sıkılırdın çünkü sonsuza kadar devam edebilirim. Her neyse, bugün normal bir gün değil, bu yüzden “normal” bir doğum günü girişi işe yaramaz. Bu yüzden bu girişi yazmaya karar verdim: 100. doğum gününde Ingrid Bergman hakkında bilmeniz gereken 100 şey.
  •   40
  •   0
István Szabó’nun Klaus Maria Brandauer ile etkileyici iş birliklerini (Mephisto, 1981; Albay Redl, 1984; Hanussen, 1988) içeren Blu-ray kutu setinin nihayet yayımlanması, Avrupa'nın kendine özgü sinema kültürlerinden birine olan ilgiyi yeniden alevlendirdi.
  •   505
  •   0
Kent ve onun yansıması, iki savaş arası avangard sinemada özel bir rol oynar. 1920’ler ve 1930’lardaki şehir senfonisi dalgası için kentlilik, modernliğin bir simgesini, modern yaşamın gerçekleştiği en son ve en eksiksiz biçimi temsil eder. Kentler, modern dünyanın çeşitli unsurlarının toplayıcısıdır; modernitenin en yüksek biçimlerini oluşturur ve aynı zamanda onu hızlandırırlar. Kent filmleri, hareket, enerji, ritimler, ışık, ürünler, mimari ve sakinler arasındaki bağlantıları açığa çıkarır. Peki modern çağın bu özelliklerini bizzat kentsellik dışında gözlemlemek mümkün müdür? Sonuçta, şehir yerine fabrika işlemlerini, barajları, enerji üretimini, ulaşımı ve yolculuk temalarını – başka bir deyişle altyapıları – aynı görsel sözlükle betimleyen çok sayıda iki savaş arası film vardır. Bu filmleri ayrı bir tür olarak yorumlamak belki de mümkündür. Daha sonraki şehir senfonilerinde olduğu gibi, bu yapımların bir kısmı belirli endüstriyel komisyonlarla ya da çeşitli devlet programları gibi toplumsal angajmanların parçası olarak üretilmiştir. Dolayısıyla altyapı politikalarının araçları olarak görülebilirler. Her ne kadar yalnızca basit öğretici veya eğitici filmler gibi görünseler de, gelişkin sinema dilinin yöntemlerini kullanmaları veya doğrudan dönemin sanatsal açıdan seçkin yönetmenlerine sipariş edilmeleri nedeniyle sinemasal nitelikleri açısından tanınırlar. Bu metin, bu tür filmler için “altyapı senfonisi” terimini önermekte ve onları 1930’lar ile 1940’larda özgül bir iletişim aracı olarak, 1950’ler sonu ile 1960’lara doğru belgesel ve eğitim türlerine dönüşümlerini ve 1980’lerde Doğu Bloku distopik senfonileri biçiminde aldıkları son hallerini incelemektedir.
  •   88
  •   0
Uruguaylı eleştirmen ve biyograf Emir Rodriguez Monegal, Latin Amerika kurgusunun kültürel birliğini tanımlamaya çalışırken şöyle yazmıştır: "Latin Amerika'nın 40'lı ve 50'li yıllardaki yazarları için sinema, tıpkı farklı diller konuşan insanların anlaşmak için kullandığı ortak bir dil (Lingua Franca) gibiydi. Ya da tıpkı farklı lehçeler konuşan Antik Yunanların anlaşmak için 'Koine'yi kullanması gibi. İçinde yaşadığımız, farklı diller ve kültürlerle dolu, Babil Kulesi kadar karmaşık modern dünyada, bu yazarların birbirleriyle ve dünyayla kurduğu ortak dil, edebiyat değil, sinema oldu. Daha önceki bir makalemde ("Geçen Yıl Marienbad'da: Metinlerarası Bir Derin Düşünce"), Alain Resnais'nin filmini ile Adolfo Bioy-Casares'ın "La Invención de Morel" (Morel'ün Buluşu) (1940) adlı eseri arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştum. Burada ise, Julio Cortázar'ın sinemadaki (şimdiye kadar fark edilmemiş) varlığına dikkat çekmek istiyorum.
  •   546
  •   0